| harles
Darwin'i tüm dünyaya tanıtan kitabı, 1859'da yayınlanan ve
teorisinin temel çatısını içeren Türlerin Kökeni (Origin of
Species) adlı çalışmasıydı. Bir ikinci ünlü çalışması ise,
"insanın evrimi" konusundaki iddialarını ve ırkçı teorilerini
dile getirdiği 1871 tarihli İnsanın Türeyişi (The Descent
of Man) adlı kitabıdır. Bunların dışında Beagle gemisiyle
yaptığı yolculuğu ya da bazı bitki ve hayvanlar üzerindeki
gözlemlerini konu alan çalışmaları yayınlanmıştır.
Bunlar çoğunlukla teknik kitaplardır. Darwin'in görüşlerini,
özellikle de iç dünyasını ve yakın çevresi ile paylaştığı
düşüncelerini en iyi yansıtan kaynak ise, ölümünden altı yıl
sonra oğlu Francis Darwin tarafından yayınlanan Life and Letters
of Charles Darwin (Charles Darwin'in Hayatı ve Mektupları)
adlı kitaptır. Bu kitapta Darwin'in çok sayıda mektubu vardır
ve bu mektuplarda ilginç görüşler dile getirilmektedir.
Bu kitap yayınlandıktan sonra İngiliz fikir adamları arasında
önemli bir yankı uyandırmış, özellikle de Darwin'in taraftarları,
kitabın her satırını inceleyerek kendilerine akıl hocalığı
yapan kişinin görüşlerini etüd etmişlerdir.
Kitapta yer alan mektuplardan bir tanesi ise, oldukça önemli
siyasi mesajlar taşıdığı için büyük dikkat çekmiştir. Özellikle
İngiltere'nin Osmanlı İmparatorluğu'na cephe aldığı, İngiliz
başbakanı Gladstone'un "Türkler insanlığın insan olmayan numuneleridir.
Medeniyetimizin bekası için onları Asya steplerine geri sürmeli
veya Anadolu'da yok etmeliyiz"46
gibi sözleri ısrarla tekrarladığı bir dönemde yayınlanan bu
mektup kısa sürede önemli bir propaganda malzemesi haline
gelmiştir. Çünkü Darwin'in bu mektuptaki fikirleri Gladstone'unkiyle
aynı, hatta daha da fanatiktir.
Söz konusu mektup, Charles Darwin tarafından 3 Temmuz 1881
tarihinde W. Graham adlı bir bilim adamına yazılmıştır. Darwin,
mektubun girişinde doğada bir amaç ve anlam olmadığı yönündeki
klasik materyalist mantıklarını tekrar etmektedir. Ancak sonra
konuyu doğal seleksiyon kavramına çekmekte ve doğal seleksiyonun
"geri ırkları" eleyerek medeniyetin gelişmesine katkıda bulunduğunu
öne sürmektedir. Darwin'in "geri ırk" kavramına kendince örnek
olarak gösterdiği millet ise Türk Milleti'dir. Darwin aynen
şöyle yazmaktadır:
"Doğal seleksiyona dayalı kavganın, medeniyetin ilerleyişine
sizin zannettiğinizden daha fazla yarar sağladığını ve sağlamakta
olduğunu ispatlayabilirim. Düşünün ki, birkaç yüzyıl önce
Avrupa, TÜRKLER tarafından işgal edildiğinde, Avrupa milletleri
ne kadar büyük risk altında kalmıştı, ama artık bugün Avrupa'nın
TÜRKLER tarafından işgali bize ne kadar gülünç geliyor. Avrupa
ırkları olarak bilinen medeni ırklar, yaşam mücadelesinde
TÜRK BARBARLIĞINA karşı galip gelmişlerdir. Dünyanın çok da
uzak olmayan bir geleceğine baktığımda, BU TÜR AŞAĞI IRKLARIN
ÇOĞUNUN MEDENİLEŞMİŞ YÜKSEK IRKLAR TARAFINDAN ELİMİNE EDİLECEĞİNİ
(YOK EDİLECEĞİNİ) GÖRÜYORUM."47
Bu satırlarda Türk Milleti için söylenen sözlerin birer hezeyan
oldukları, fanatikçe bir nefretin ve Türklük hakkındaki derin
bir cehaletin ürünü oldukları açıktır. Nitekim bir sonraki
bölümde Darwin'in bu hezeyanlarının ne denli gerçek dışı olduğunu
Türk Milleti'nin tarihini ele alarak inceleyeceğiz. Ancak
bu noktada yapılması gereken, Darwin'in bu sözlerini detaylı
olarak analiz etmek ve bu sözlerin amacını belirlemektir.
Darwin'in bu hezayanını cümle cümle inceleyelim:
1) Doğal seleksiyona dayalı kavganın, medeniyetin ilerleyişine
sizin zannettiğinizden daha fazla yarar sağladığını ve sağlamakta
olduğunu ispatlayabilirim...
Darwin burada klasik Sosyal Darwinist mantığı kullanmakta
ve insanlığın ırklar arasındaki savaş ve mücadele ile geliştiğini
öne sürmektedir. Kitabın önceki bölümlerinde incelediğimiz
gibi, bu, 19. yüzyıl İngiliz emperyalizminin temel fikri dayanağını
teşkil eden koyu ırkçı bir görüştür.
2) ... Düşünün ki, birkaç yüzyıl önce Avrupa, Türkler tarafından
işgal edildiğinde, Avrupa milletleri ne kadar büyük risk altında
kalmıştı, ama artık bugün Avrupa'nın Türkler tarafından işgali
bize ne kadar gülünç geliyor...
Darwin burada ise Türk Milleti'nin Osmanlı döneminde Avrupa'daki,
özellikle Balkan Yarımadası'ndaki fetihlerinden söz etmektedir.
Ancak kullandığı "işgal" kavramı tarihsel olarak yanlıştır
ve aslında Türklere duyduğu kinin bir ifadesidir. Çünkü Türk
Milleti Balkanlar'ı "işgal" etmemiştir, fethetmiştir. Bu ikisi
arasında önemli bir fark vardır. Bir devlet bir toprağı işgal
ederse, amacı orayı yağmalamak, üzerinde yaşayan halkı ise
ya sürmek ya da sömürmektir. Ancak "fetih" farklı bir kavramdır.
Fetih yapan devlet, ele geçirmiş olduğu toprağı ve üzerinde
yaşayan halkı sahiplenir, onu kendi bünyesine katar, onları
diğer vatandaşları ile eşit konuma getirir. Fethettiği ülkeyi
de imar eder, güzelleştirir, kalkındırır.
Osmanlı İmparatorluğu da Balkanlar'ı fethetmiştir. Fethettiği
bu topraklardaki halklara büyük saygı ve hoşgörü göstermiş,
onları kendi tebaasının bir parçası saymıştır. Balkanlar'ın
dört bir yanını da imar etmiş, kalkındırmış, geliştirmiştir.
Bölgede çok sayıda kervansaray, hamam, köprü, cami, kütüphane,
aşevi inşa edilmiştir ve bunların üstün bir kültürün ürünü
oldukları bugün herkesçe kabul edilmektedir.
Kısacası "işgal" ile "fetih" çok farklı kavramlardır. Bu
nedenle 1453'teki zafer, dünya literatüründe "İstanbul'un
işgali" olarak değil, "İstanbul'un fethi" olarak geçmektedir.
Darwin ise bu kavramları kasıtlı olarak karıştırmakta ve özellikle
"işgal" kavramını kullanmaktadır. Amacı, elbette, Türk Milleti'ni
"barbar" bir toplum olarak gösterebilmektir.
3) ... Avrupa ırkları olarak bilinen medeni ırklar, yaşam
mücadelesinde Türk Barbarlığına karşı galip gelmişlerdir...
Darwin bu cümlesinde üç ayrı önemli mesaj vermektedir. Birincisi,
Avrupalı ırkları "medeni ırklar" olarak tanımlayarak klasik
ırkçı ve Sosyal Darwinist bakış açısını tekrarlamaktadır.
İkincisi, Sosyal Darwinizm'in bir diğer önemli iddiasını yinelemekte
ve "ırklar arası yaşam mücadelesi" kavramını kullanarak savaş
ve çatışmanın milletleri geliştirdiğini, uygarlığı ilerlettiğini
öne sürmektedir.
Darwin'in üçüncü mesajı ise, Türk Milleti'ni "barbar" olarak
niteleyişidir. Darwin'in burada kullandığı kelime (hollow)
eğer birebir çevrilirse "karaktersizlik" anlamına gelir. Bu
ifadeyle, Türkleri herhangi bir özgün karakterden, meziyetten
ve kültürden yoksun bir toplum, yani "barbar" bir millet olarak
tanımlamaya çalışmaktadır. (Bu tanımlamanın asılsızlığı açıkça
ortadadır. Ancak ilerleyen sayfalarda bu konuya daha geniş
olarak yer vereceğiz.)
4) ... Dünyanın çok da uzak olmayan bir geleceğine baktığımda,
bu tür aşağı ırkların çoğunun medenileşmiş yüksek ırklar tarafından
elimine edileceğini (yok edileceğini) görüyorum...
Darwin, en önemli mesajını—ve hezeyanını—bu cümlesinde sergilemektedir.
Söyledikleri açıktır: Türk Milleti'nin yakında Avrupalılar
tarafından yok edileceğini öne sürmektedir. Bu işi gerçekleştirmesini
umduğu Avrupalıları "medenileşmiş yüksek ırklar" olarak tarif
etmekte, Türk Milleti'ne de kendince "aşağı ırk" yakıştırması
yapmaktadır.
Ancak burada Darwin'in bu hezeyanını önemli bir mesajla birlikte
dile getirdiğine dikkat etmek gerekir. Darwin, bu cümleleri,
"doğal seleksiyon medeniyetin ilerleyişine katkıda bulunmaktadır"
şeklinde bir giriş yaparak söylemektedir. Yani Türk Milleti'nin
yok edilmesi hedefinin, doğa kanunlarının bir gereği olduğunu
ve medeniyetin ilerleyişine de katkıda bulunacağını iddia
etmektedir!...
DARWINİZM İLE TÜRK DÜŞMANLIĞI'NIN KOPMAZ
İLİŞKİSİ
Darwin'in ortaya koyduğu bu mantıkların İngiliz emperyalizminin
Osmanlı düşmanlığı ile birebir uyum sağladığı ise çok açıktır.
Darwin, İngiltere'nin Osmanlı'yı sömürgeleştirme ve Türk Milleti'ni
de tarihten silme planına sözde bilimsel bir zemin sağlamaya
çalışmıştır. İngiltere'nin körüklediği Türk düşmanlığı akımına,
bilimsel bir görüntü kazandırmayı hedeflemiştir.
Darwin'in Türk Milleti ile ilgili bu sözlerinin, İngiltere'nin
Mısır'ı işgalinden bir yıl önceye rastlaması da oldukça anlamlıdır.
Anlaşılan Darwin, İngiliz yönetiminin Mısır'ın işgali ile
başlayacak bir "Osmanlı'yı parçalama" stratejisini kurduğu
sıralarda, "Türklerin yakında yok olacaklarını görüyorum,
bu doğal seleksiyonun gereğidir" diyerek, bu stratejiye katkıda
bulunmuştur.
Darwin'in bu sözlerinin o dönemde son derece etkili olduğunu
ise yeniden vurgulamak gerekir. Darwin fikirlerini kuşkusuz
sadece bu mektupta değil, İngiliz devlet adamları ile olan
temaslarında da ifade etmiş ve onlara Türk Milleti'nin yok
edilmesi planına sağladığı "bilimsel" desteği sunmuştur. Darwin'in
bu mektubu 1888 yılında yayınlandığında ise, Türk Milleti'ne
karşı yürütülmekte olan propaganda savaşına büyük bir destek
sağlamış, Türk düşmanları Darwin'in hezeyanlarından güç bulmuşlardır.
Darwin'in Türk düşmanlığına sağladığı bu desteğin etkisi,
günümüzde bile sürmektedir. Başta Almanya olmak üzere çeşitli
Batılı ülkelerdeki neo-Nazi ve faşist gruplar, Türklere karşı
yürüttükleri karalama kampanyasında hala Darwin'in bu sözlerine
atıfta bulunmaktadırlar. Internet'teki çeşitli neo-Nazi sitelerinde,
Darwin'in "Ari ırkın üstünlüğü" hakkındaki sözlerinin yanında
Türk Milleti hakkındaki hezeyanı da yer almaktadır. Almanya'daki
Türk soydaşlarımızı acımasızca katleden, evlerini kundaklayan,
işyerlerini yağmalayan "dazlak"lar, Darwin'in görüşlerinden
güç bulmaya devam etmektedirler.
Bu gerçek, 19. yüzyılda Batı emperyalizmi tarafından körüklenen,
o zamandan bu yana da çeşitli çevreler tarafından ısrarla
ayakta tutulan "Türk düşmanlığı" akımının ardında, Darwinizm'in
önemli bir yeri olduğunu göstermektedir. Elbette ki Türklere
düşman olan toplum, grup ya da kişiler tarihin her döneminde
var olmuştur. Ancak ilk kez Darwin bu düşmanlığa sözde bilimsel
bir dayanak sağlamış, Türk Milleti'nin "geri ve ilkel" bir
millet olduğu şeklindeki safsatalara bilimsel bir kılıf bulmuştur.
Bu ise elbette milletini ve vatanını seven her Türk'e, Darwinizm'e
karşı tavır almak, bu ırkçı ideolojiyi reddetmek ve geçersizliğini
de elinden geldiğince ortaya koymak görevini yükler. Aksi
takdirde, eğer Darwinizm'i savunursa, kendi milletini yok
etmek isteyen bir dünya görüşüne hizmet etmiş olacaktır.
Darwinizm'e hala körü körüne bağlı kalan, bu safsataya akla
ve bilime rağmen arka çıkan birtakım Türk bilim ve fikir adamlarına
duyurulur...
46.
Süleyman Kocabaş, Hindistan Yolu ve Petrol Uğruna Yapılanlar,
Türkiye ve İngiltere, 1.b., İstanbul: Vatan Yayınları, 1985,
s. 231 
47. Francis Darwin, The Life and Letters
of Charles Darwin, Vol. I, 1888. New York:D. Appleton and
Company, s.285-286
|