| uraya
kadar anlatılanlardan anlaşıldığı gibi kapitalizm, insanları
sadece parayı ve para ile gelen gücü kendilerine ilah edinmeye
sürüklemiştir. Evrimci telkinleri benimseyen toplumlar her
türlü dini ve ahlaki değeri hiçe sayarak, maddi iktidarı önemsemeye
başlamış, acıma, merhamet ve fedakarlık duygularından uzaklaşmışlardır.
Günümüz toplumlarının neredeyse tamamına yakınında bu kapitalist
ahlak hakimdir. Bu nedenle fakirlere, düşkünlere, sakatlara
sadaka verilmez ve bu insanlar korunup kollanmazlar. En ağır
ve ölümcül bir hastalığa yakalansalar dahi onları koruyacak,
tedavi ettirecek bir kuruluş veya insani bir yardım bulunmaz.
Fakir olan insan bu hastalığı ile ölüme terkedilir. Küçük
çocukların acımasızca çalıştırılmaları, birçok ülkede sosyal
haklardan mahrum bırakılmaları gibi adaletsiz ve insaniyetsiz
uygulamalara yoğun olarak rastlanır.
Bugün Etiyopya gibi ülkelerin kuraklığa ve açlığa yenik düşmelerinin
nedeni de bu kapitalist ahlakın hakimiyetidir. Birçok ülke
yardımları ve destekleri ile bu aç insanları kurtarabilecekken,
bu insanları açlık ve sefalete terk etmişlerdir.
AÇLIK ÇEKEN İNSANLAR
Bugün dünyada çok geniş imkanlar olmasına rağmen, kapitalist
zihniyet yüzünden milyonlarca çoçuk açlığa terk edilmiş
durumda. |
Kapitalist toplumun bir başka özelliği de, kendi içinde de
eşitsizlikleri barındırmasıdır. Bu tarz toplumlarda zenginlerle
fakirler arasındaki fark giderek açılır, fakirler fakirleştikçe,
zenginlerin zenginlikleri artar. Amerika gibi dünyanın en
gelişmiş ülkesinde dahi milyonlarca evsiz insanın olması ve
bu insanların insanlık dışı koşullarda yaşamaya terk edilmeleri
kapitalist ahlakın bir sonucudur. Amerikan toplumunun bu insanların
hepsini korumaya, iş imkanları sağlamaya elbette ki gücü yeter.
Ancak anlayış, fakiri kalkındırmak değil de, fakiri ezerek
yükselmek olduğu için bu insanlara hiçbir çözüm sunulmamaktadır.
İşte bu, Sosyal Darwinistler'in, "yükselmek için üzerine basacak
bir kaldıraça ihtiyaç olduğu" yönündeki iddialarının uygulamasının
sonucudur.
Burada önemli bir noktaya dikkat çekmek gerekir: Zayıfların
ve fakirlerin ezildiği, sadece maddiyata önem verildiği, egoistliğin,
çıkarcılığın ve sahtekarlığın güçlü ve zengin olmanın tek
yolu olarak görüldüğü toplumlar, tarih boyunca hep var olmuşlardır;
geçmişte de yalnızca maddeye değer veren ve güzel ahlak özelliklerinden
tamamen uzaklaşmış insanlar yaşamıştır. Ancak 19. yüzyılın
ikinci yarısından itibaren, bu anlayıştaki insanlar öncekilerden
daha farklı bir sürece girmiştir. Son 150 yıldır bu acımasız
yapıya sahip insanlar ve toplumlar, artık diğerleri gibi kınanıp
yerilmemeye başlamışlardır. Çünkü yaptıkları haksızlıklara,
adaletsizliklere, duyarsızlıklara, acımasızlıklara sahte bir
bilimsel maske takmışlardır. Bu davranışları artık, doğanın
bir kanunu olarak kabul edilmeye başlamıştır. İşte bu noktada
Darwinizm, ahlaksızlıklara ve acımasızlıklara bir anda meşruiyet
sağlayan batıl bir din haline gelmiştir.
Robert E.D. Clark, bu durumu şöyle açıklar:
Kısaca evrim kötü şeyler yapanlara kendi vicdanıyla bir
soluk verdi. Rakiplere karşı yapılması gereken zalimlikler
artık savunulabiliyordu; şeytan iyi olarak adlandırılabilirdi.129
H. Enoch ise şöyle der:
Sürekli uygulanan Darwinizm iyiliği, yaşama değerleri
ile ölçer. Bu, olabilirliğin doğru olduğu ve en uygun olanların
yaşadığı bir orman kanunudur. Kurnazlık ya da acımasızlık,
korkaklık veya hilekarlık bireyin yaşamasına olanak sağlayan
ne olursa olsun bu, birey ve toplum için iyi ve doğrudur.130

Onların mallarında dilenip-isteyen
(ve iffetinden dolayı istemeyip de) yoksul olan için
de bir hak vardı.
(Zariyat Suresi, 19)
|
Görüldüğü gibi, dünyaya özellikle son 150 yıldır sıkıntı,
zorluk, acı, fakirlik, umutsuzluk getiren bütün insanların,
tüm sistemlerin ve ideolojilerin ardında dinsizlik ve dinsizliği
körükleyen Darwinizm vardır. Dinsizliğin getireceği bencil
ve acımasız ortamda kendi çıkarlarını koruyabileceklerini
zannedenler, Darwinizm'i kendileri için bir kurtarıcı olarak
görmüşlerdir. Darwinizm'in "güçlülerin yaşayarak zayıfların
yok oldukları" tezini ise kendilerine bir hayat felsefesi
olarak benimsemişlerdir.
Tüm insanlığa büyük bir tuzak kurduklarını zanneden bu insanlar,
farkında değildirler ancak asıl tuzağı kendi kendilerine kurmuşlardır.
Çünkü istedikleri kadar yaşam mücadelesinde bulunup ayakta
kalmaya çalışsalar da, gerek kendilerinin, gerekse bütün dünyanın,
sahip olmaya çalıştıkları herşeyin, bağlandıkları önderlerinin,
ideologların, inandıkları izmlerinin aslında tek bir hakimi,
tek bir sahibi ve tek bir Efendisi vardır. Tek hakim ve güç
sahibi olan Allah'tır. Bu dünyada insanlara verilen geçici
güç ve imkanlar ise, onların mücadele ederek, insanları ezerek,
"kendi bileklerinin hakkıyla", acımasızca kazandıkları şeyler
değildir. Onlar her ne kadar kendilerini zayıfların elendiği
güçlülerin ise kazandığı bir mücadele arenasında zannetseler
de, aslında her insan, Allah'ın kendisi için yarattığı imtihanı
yaşar. Kendi kazandığını zannettiği zenginlik, güç ve iktidar
ise, Allah'ın insanı denemek için ona verdikleridir. Allah,
insanları dünyada verdiği imkanlarla denediğini bir ayetinde
şöyle bildirir:
Şüphesiz biz, yeryüzü üzerindeki şeyleri
ona bir süs kıldık; onların hangisinin daha güzel davranışta
bulunduğunu deneyelim diye. (Kehf Suresi, 7)

Sizden, faziletli ve varlıklı
olanlar, yakınlara, yoksullara ve Allah yolunda hicret
edenlere vermekte eksiltme yapmasınlar, affetsinler
ve hoşgörsünler. Allah'ın sizi bağışlamasını sevmez
misiniz? Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
(Nur Suresi, 22)
|
Sahip olduklarını "yaşam mücadelesi"nin sonucu olarak kazandığını
zannedenler, ahirette gerçeklerle yüz yüze geldiklerinde nasıl
boş bir düşüncenin peşinden gittiklerini görerek, büyük bir
pişmanlık ve telafisi olmayan, yüreklerini parçalayan bir
sıkıntı duyacaklardır:
Cennet halkı, ateş halkına (şöyle) seslenecekler:
"Bize Rabbimizin vadettiğini gerçek buldunuz mu?" Onlar da:
"Evet" derler. Bundan sonra içlerinden seslenen biri (şöyle)
seslenecektir: "Allah'ın laneti zalimlerin üzerine olsun."
"Ki onlar Allah'ın yolundan alıkoyanlar, onda çarpıklık arayanlar
ve ahireti tanımayanlardır."… Burcun üstündeki adamlar, kendilerini
yüzlerinden tanıdıkları (ileri gelen birtakım) adamlara seslenerek
derler ki: "Ne (güç ve servet) toplamış olmanız, ne büyüklük
taslamanız (istikbarınız) size bir yarar
sağlamadı." (Araf Suresi, 44-45, 48)
Darwinist-kapitalist düşüncenin etkisine girmemiş, dünyada
bulunuş amaçlarını ve Allah'ın varlığını unutmamış olan insanlar
ise, diğer insanları da Allah'ın yarattığı varlıklar olarak
görürler. Allah'ın kendilerine emrettiği gibi diğer insanlara
daima güzellikle davranır, şefkat, merhamet duyar, hoşgörü
gösterir, onların üzerindeki zorlukları, sıkıntıları gidermek
için ellerinden gelenin en fazlasını yaparlar. İnsanlara daima
sözün en güzelini söyler, aç olanı doyurur, yetime bakar,
hastaya, sakata yardım eder, onları koruyup kollarlar. İşte
böyle insanlar Kuran'da bildirilen takva sahipleridir ve Allah
katında en üstün olanlar onlardır; zenginliklerine, ırklarına,
renklerine, sınıflarına, ideolojilerine, felsefelerine bakılmaksızın…
129- Bolton Davidheiser,
W E Lemmerts (ed) Scientific Studies in Special Creationism,
1971 p. 338-339.
130- H. Enoch, Evolution or Creation, 1966
p.145 |