| arwin'in
Türk Milleti'ni hedef alan çirkin ithamlarını ve bu ithamların
emperyalizmin Türk Milleti'ni hedef alan planlarına nasıl
destek sağladığını gördük. Darwinizm'in bu karanlık yüzünün
tarihimizde meydana getirdiği etkiyi gördükten sonra günümüze
kadar gelen yansımalarına değinmekte de yarar var. Çünkü yakın
tarihimizde Türklere karşı girişilen her tür düşmanca eylem
ve saldırının arkasında aynı tez yatmaktadır. Darwin'in Türk
Milleti'ni hedef alan bu hezeyanları Batılı kaynaklarda sözlüklere
varıncaya kadar yer almış, gelişen kitle iletişim teknolojisi
aracılığıyla on milyonlarca kişiye ulaştırılmış ve böylelikle
dünyaya "barbar Türkler" mesajı verilmek istenmiştir. Batı'nın,
Sevr'den bugüne değişmeyen, aziz Türk Milleti'ni dışlamaya
ve ezmeye yönelik arayışlarının arkasında bu ırkçı ve Türk
düşmanı görüşler yer almaktadır. Petrus Dozy'lerden ırkçı
dazlaklara varıncaya kadar tüm Türk düşmanları, fikri dayanaklarını
Darwinizm'den almaktadırlar.
Günümüzde başta Almanya olmak üzere neo-Nazi ırkçılarının
Türk soydaşlarımıza karşı gerçekleştirdikleri saldırıların
ardında da, 19. yüzyılda atılan bu ırkçı ve Türk düşmanı sloganların
büyük rolü vardır. Nazizm'in zaten Darwinist temele dayalı
bir ideoloji olduğu dikkate alındığında bu nokta daha iyi
anlaşılır.
Son yıllarda başta Almanya'nın Solingen, Mölln şehirlerinde
ve Hollanda'nın çeşitli bölgelerinde yaşayan soydaşlarımıza
karşı girişilen eylemler gibi, yakın tarihimizde dünyanın
çeşitli yerlerinde Türklere yönelik uygulanan politikalar
da aslında aynı kapsama girmektedir. Soğuk savaş döneminde
SSCB'de Türklere yapılan sürgün, asimilasyon çalışmaları ve
baskılar halen daha hafızalardan silinebilmiş değildir. Bu
baskılara özellikle de Kırım, Özbek ve Kırgız Türkleri hedef
olmuştur. Bulgaristan'da uygulanan vahşice yöntemler de Türk
düşmanlığının bir başka tezahürüdür. Bundan başka Kıbrıs meselesinde
Avrupa'nın Türklere karşı sergilediği haksız tutum ve bunun
yanı sıra AB sürecinde Türkiye'ye yönelik izlenen taraflı
politikanın altında da benzeri ön yargılar yatmaktadır. Tüm
bunların kökeni, Avrupalı ırkların "tarihi" Türk düşmanlığının
yansımalarıdır.
Neo Nazilerin müslümanlara
yönelik eylemlerinin en korkunçlarından biri de üç Türk'ün
dazlaklar tarafından diri diri yakıldığı Mölln Faciası'ydı.
Bu facianın ardından Solingen'de de beş Türk daha yakıldı.
|
Yakın zamanda gerçekleştirilen bu olaylardan birkaçını biraz
daha detaylı olarak hatırlamakta yarar var. Alman neo-Nazileri
Kasım 1992'de Türkleri hedef seçerek Mölln şehrinde katliam
yapmışlardı. Ardından Mayıs 1993'de Solingen katliamında beş
Türk'ün neo-Naziler tarafindan yakılması üzerine, Mölln'deki
sahneler Solingen'de tekrar yaşandı. Olayın Türk düşmanlığından
kaynaklanan ırkçı bir saldırı olduğu açıktı. Hatta San Francisco
Examiner gazetesinin 1 Nisan 1997 tarihli sayısında yayımlanan
haberde: "Solingen'deki saldırı, Alman tarihinin Nazi döneminden
bu yana en kanlı ırkçı saldırısıdır" deniliyordu. Yine aynı
dönemlerde (1997) Heigerseelbach'da çıkarılan bir yangında
ise bir Türk birinci kattaki evinin penceresinden atlamış
ve yaralanmıştı. Polis, apartmanın arkasında çizilmiş halde
Gamalı Haç bulunduğunu söyledi. Bu olaylarla eş zamanlı olarak
Detmold'ta meydana gelen olayda yanlarında bıçak ve beyzbol
sopaları bulunan ve "Türkler Dışarı" sloganı atan alkollü
askerler iki Türk'e saldırmışlardı. Benzeri saldırıların ardından
da olay yerinin yakınlarında Gamalı Haç çizimlerine rastlanıyordu.
Bundan başka Hollanda'nın Lahey kentinde Türklere yönelik
bir saldırı daha gerçekleşti. Söz konusu saldırıda da bir
Türk kadın ve beş çocuğu öldürüldü. Ardından Türkler tarafından
düzenlenen yas yürüyüşünden sonra yürüyüşü düzenleyenlerin
evlerine, üzerlerine Gamalı Haç çizilmiş imzasız tehdit mektupları
geldi. Mektuplar "ölüm" tehditleri içeriyordu.
Resimdeki sekiz yaşındaki Zeynep
Saado da faşist terörün kurbanlarından. Aşağı-Ren eyaletindeki
bir sığınmacı yurduna düzenlenen molotof kokteyli saldırısı
sırasında vücudunun yüzde 30'u ağır şekilde yaralanmış
durumda hastaneye kaldırıldı. |
Türklere karşı uygulanan tüm bu haksız muamele ve eylemler,
ırkçılığa dayalı bir Türk düşmanlığından kaynaklanmaktadır.
Almanya'da bu ırkçılığın fikri tohumlarını atan kişi ise yine
Charles Darwin'dir. Darwin'in teorisi, onun ateşli bir hayranı
olan Ernst Haeckel tarafından Almanya'ya taşınmış, Nazi hareketi
ise Haeckel'den ilham alarak yükselmiştir. Hitler ve diğer
Nazi ideologları, ırkçı fikirlerini Darwinizm'e dayanarak
savunmuşlardır. Günümüzdeki neo-Naziler de Darwinizm'den ve
Darwin'in Türkler hakkında hezeyanlarından güç bulmaktadırlar.
Türk düşmanlığı yansımalarının görüldüğü ülke yalnızca Almanya
değildir. Yunanistan'daki Batı Trakya Türkleri de çok uzun
süredir ırkçı bir politikanın mağdurları konumundadır. Sosyal
yaşamın hemen her alanında ikinci sınıf insan muamelesi görmektedirler.
Örneğin Türk asıllıların siyaseten örgütlenmelerini, aday
olmalarını, olsalar bile seçilmelerini önlemek için, onlara,
hiçbir dünya ülkesinde bulunmayan zorluklar çıkarılmaktadır.
Yunanistan'da zorunlu eğitim 9 yıldır ve eğitim bir üst okulda
sınavsız, kesintisiz sürdürülebilir. Ancak, Türk azınlık okullarında
6. yılın sonunda sınav kazanma koşulu konulmuştur. Amaç Türk
azınlığın eğitimini yarıda kesmektir. Daha bunlar gibi sayısız
ırkçı uygulama söz konusudur.
Yakın tarihimiz dünyanın daha pek çok yerinde Türk soyuna
mensup insanların maruz kaldığı bu tip insanlık dışı eylemlerle
doludur. Örneğin 80'li yıllar ve öncesinde Bulgaristan Türklerinin
uğradığı zulüm ve asimilasyon çalışmaları da bu konuya örnek
verilebilir. Bulgaristan'daki soydaşlarımızın zorla isim ve
soyadları değiştirilmeye çalışılmış, Türkçe konuşmaları yasaklanmıştır.
Buradaki 2 milyon Türk'ün camilere ve mescitlere gitmeleri
engellenmiş, ibadet hürriyetleri ellerinden alınmış, sünnet
yasaklanmış, Türk okulları kapatılmış, üstelik bunlara karşı
direnenler ölüme kadar varan cezalara çarptırılmışlardır.
Ama tüm bunlara, bugün insan hakları savunucusu olduğunu iddia
eden ve her fırsatta Türkiye'yi eleştiren Batı dünyası sessiz
kalmıştır. İşte bu ayrımcılığın sebebi Avrupa insanına geçmişten
kalan ırkçı mirastır.
Neo-Naziler yakın zamanda Türkler'e
karşı, Alman tarihinin Nazi döneminden sonraki en kanlı
ırkçı saldırılarını yapmışlardır. |
Bulgaristan'da Türklere yapılan bu muamele daha önce 1913
tarihinde Balkan Savaşı sırasında da yaşanmıştır. Bulgarlar
girdikleri Türk şehir ve köylerinde insanlık dışı vahşetler
sergilemişlerdir. Fransız yazar ve subayı Pierre Loti bu olayların
hemen akabinde Edirne ve dolaylarına gitmiş, buradaki ürkütücü
manzarayı bizzat kendi gözleriyle görmüş, olayları birebir
müşahade etmiş ve halkla tek tek konuşma imkanı bulmuştur.97
Pierre Loti'nin 1913'lerde İngiliz ve Fransız basınında yayınlanan
"Bulgar Vahşeti ve Mezalimi" anlatan makaleleri bu konudaki
gerçekleri tüm açıklığıyla ortaya koyması bakımından önemlidir.
Günümüz faşistleri de yarım
asır önceki Naziler gibi yaşadıkları hayat ve sertlik
yanlısı tutumlarıyla toplum için tehlike olmaya devam
etmektedirler. |
Öte yandan Sovyet Rusya zamanında da Rusya federasyonuna
bağlı Türkler asimile edilmeye çalışılmıştır. Sovyetler bu
amaçla Türkleri dağınık bölgelere yerleştirmişler ve bağlantılarını
tamamen kesecek formüller uygulamışlardır. Aynı şekilde, Stalin
döneminde Türkiye ile sınır bölgede yaşayan Ahıska Türkleri
yerlerinden koparılarak Sibirya başta olmak üzere Sovyetler
Birliği'nin çeşitli yerlerine dağıtılmışlardır. Yerlerine
ise Hıristiyan Gürcüler yerleştirilmiştir. Rusya'nın Kafkasya
politikası Türkiye sınırında Hıristiyan Gürcü ve Ermenilerden
oluşan bir gayri müslim halk oluşturarak, Türkiye'nin Türk
dünyası ile irtibatını kesmek olmuştur. Kafkasya dışından
Ermeniler göçmen olarak getirilmiş, suni bir Ermeni devleti
oluşturulmuştur. Azerbaycan ve Nahcivan arası Ermenilere verilerek
bu iki bölgenin bağlantısı kesilmiştir. Ruslar Türkleri eski
kültürlerinden koparmak ve aralarındaki Türk birliğini bozmak
için alfabelerini değiştirmiştir. Önce Arap alfabesi kullanan
Türkleri Latin alfabesi kullanmaya zorlamışlardır. Türkiye'nin
de Latin alfabesine geçmesi üzerine herhangi bir kültür birliğini
engellemek amacıyla SSCB'deki Türkler Kiril alfabesi kullanmaya
zorlanmışlardır. Böylece Türkiye ve Türkler arasında tüm bağlar
koparılmaya çalışılmıştır.
Kıbrıs'ta da Türkler benzer olaylar yaşamışlar, insanlık
dışı zulüm ve baskılara maruz kalmışlardır. Özellikle 1963-74
döneminde Rumlar Türklere karşı büyük bir vahşete girişmişler,
çok sayıda Türk'ü katletmişlerdir.
Bunlardan başka günümüzde de Türklerin Avrupa Birliği üyeliği
sürecinde karşı karşıya kaldıkları muamele, bu tarihi bakış
açısının tam bir kalıntısı şeklindedir. Avrupa Birliği'ne
üye ülkeler başka hiçbir ülkeye koşmadıkları şartları Türkiye'ye
koşmuşlar, sürekli zorluk çıkarmışlar, son derece adaletsiz
bir tutum sergilemişlerdir. Öyle ki, Litvanya gibi bağımsızlığını
yeni kazanmış, ekonomik ve siyasi durumu Türkiye'den daha
parlak olmayan ülkeler ile bazı Orta Avrupa ülkelerine AB
hemen kapılarını açtığı halde, Türkiye'nin konumunu sürüncemede
bırakmayı tercih etmiştir. AB'ne giriş sürecimiz boyunca yaşadığımız
diyaloglar ve talepler incelenecek olursa, Avrupalıların bilinçaltlarında
hala 19. yüzyıldan miras bir "Türk düşmanlığı"nın bulunduğu
açıkça görülür.
Bu düşmanlığın en önemli fikri dayanağı ise, bu kitap boyunca
incelediğimiz gibi, Darwinizm'dir. İnsanları Allah'ın yaratmadığını,
maymun benzeri canlılardan evrimleştiklerini iddia eden Darwin,
Türk Milleti'ni ise kendince "yarı maymun" saymış ve Avrupalı
ırkların da Türk Milleti'ni yok etmelerini istemiştir. Dünyanın
farklı bölgelerindeki Türk düşmanlarının çok farklı anlayışları
olabilir. Ama onları birleştiren ortak özellik, hepsinin yegane
"bilimsel" dayanaklarını evrim teorisinde bulmalarıdır...
FAŞİST ÖNDERLERİN
İLHAM KAYNAĞI DARWİN
"Günümüzde neo-Naziler'in
Darwin'in fikirlerinden ilham almaları bir tesadüf
değildir. Çünkü 20.yüzyılın ortasında dünyayı kana
bulamış olan Nazizim, zaten Darwin'in fikirlerine
dayanarak gelişmiştir.
Nazi ideolojisine
ve Hitler'e zemin sağlayan kişilere baktığımızda,
hepsinin Darwin'in evrim teorisinden ilham aldıklarını
görürüz. Bunlardan birisi, Darwin'in yakın arkadaşı
ve ateşli bir destekçisi olan Alman biyolog Ernst
Haeckel (1834-1919) idi. Haeckel, Darwin'in teorisini
Almanya'da yaygınlaştırdı ve Alman ırkçılığına zemin
hazırladı. "Nazizimin Bilimsel Kökenleri" adlı kitabın
yazarı Daniel Gasman'ın belirttiği gibi, "Haeckel,
Almanya'nın ırkçılık, nasyonalizm ve emperyalizmi
besleyen en önemli ideoloğu"sıfatını kazandı. (1)
Naziler'e ilham
sağlayan bir başka düşünür ise Friedrich Nietzsche
idi. Nietzsche, insanların çoğunu "köle ahlakı"sahip
sefiller olarak görüyor, ancak aralarındaki az bir
grubun "üstün insan" olduğunu düşünüyordu. Aynı ayrımı
ırklar arasında da yapıyordu. Nietzche'ye göre ırkların
çoğu sefildi, ancak bir tanesi "üstün ırk"tı. Nietzsche,
ırklar arasındaki bu ayrımı ise, Darwin'in evrim teorisine
dayandırıyordu. Nietzsche bir yandan da Darwin'in
"yaşam mücadelesi"kavramını tarihe uyarlamış ve savaşların,
"ırkın saflaştırılması" ve aşağı ırkların "temizlenmesine"
yaradığını söylemişti.
Nazi ideolojisine
öncülük eden en önemli teorisyenlerden biri olan Alman
tarihçi Heinrich von Treitschke de Darwinizm'e dayanıyordu.
"Ulusların ancak Darwin'in yaşam kavgasına benzer
bir biçimde şiddetli bir rekabetle gelişip refahlarını
artırabileceklerini"söyleyen Treitschke, bunun da
daimi bir savaş ortamını gerekli kıldığını öne sürmüştü.
Treitschke, çizdiği evrim şemasına dayanarak şöyle
diyordu. "Sarı ırklar sanat yeteneklerinden ve siyasal
özgürlük anlayışından yoksundurlar. Siyah ırkların
yazgısı ise beyazlara hizmet etmek ve sonsuza dek
beyazların tiksintilerine hedef olmaktır... (çünkü)
yamaklar olmaksızın hiç bir kültür var olamaz" (2)
Bu ideolojik altyapı
Nazi lideri Adolf Hitler'e büyük ilham kaynağı oldu.
Hitler'in "Ari ırkın üstünlüğü" ile ilgili teorilerini
besleyen en önemli kaynakların başında doğal olarak
yine Darwin'in teorisi geliyordu. Nazi lideri, "Ari
ırkın üstünlüğü'nün "doğa"tarafından var edildiğine
inanıyordu. Ünlü kitabı Kavgam'da "doğa tarafından
üstün kılınan Ari ırkın kuracağı bin yıllık imparatorluk"
tan söz ediyordu. (3) Hitler Darwinizm'den o kadar
etkilenmişti ki, kitabı için "kavgam" ismini seçerken
de Darwin'in "yaşam kavgası" fikrinden esinlenmişti
(4) Kitap 11 milyon adet sattı ve Almanya'da evrimci
fikirlerin yaygınlaşmasına önayak oldu.
Hitler'in "Kuzey
Avrupa Almanlarını insanlık tarihinden çıkarın, geriye
maymun dansından başka bir şey kalmaz" derken dayandığı
düşünce de, insanların maymundan evrimleştiğini savunan
ve dolayısıyla bazılarının hala "yarı maymun" olduğunu
kabul eden Darwinist fikirlerdi (5)
Günümüzün ünlü
evrimcilerinden Stephen Jay Gould da Hitlerin bir
evrimci olduğunu kabul eder ve "Almanya'da Darwin'in
doktrininin bir savaş sebebi haline geldiğine" dair
yorumlarda bulunur (6)
Hitler'in evrim
teorisini benimsemesinin bir diğer nedeni ise, dine
karşı olan düşmanlığıydı. Hitler, Hıristiyanlık ve
İslam gibi tüm insanlığı kardeşliğe davet eden İlahi
dinlere karşı nefret duyuyor, Alman halkının da, Hıristiyanlık
öncesi dönemdeki barbar putperest kültüre geri dönmesi
gerektiğini düşünüyordu. Evrim teorisi ise, ona göre,
dini inançları ortadan kaldırmaya yarayabilirdi. Daniel
Gasman'ın ifadesiyle, "Hitler, biyolojik evrim düşüncesinin
geleneksel dine karşı kullanılacak en güçlü silah
olduğuna inanıyordu."(7)
Hitler'in en yakın
müttefiki olan İtalyan diktatör Benito Mussolini de
kurmaya çalıştığı Faşist İtalya için Darwinist kavramları
temel almıştı. Özellikle Etiyopya'yı işgal edişini,
Darwin'in ırkçı görüşleri ile desteklemişti. Mussolini'ye
göre, Etiyopyalılar siyah ırktan oldukları için aşağıydılar
ve İtalyanlar gibi üstün bir ırk tarafından yönetilmek,
onlar için bir şeref olmalıydı. Mussolini, Darwinist
kavramları konuşmalarında sık sık kullanıyor, İngiliz
İmparatorluğu'nun zayıflamasını da, "Evrimin en önemli
itici gücü olan savaştan kaçmaya çalışmasına" bağlıyordu.
(8)
II. Dünya Savaşı'nın
sonuyla birlikte, Hitler ve Mussolini gibi ırkçılar
da tarihe gömüldüler. Ancak bu kişilerin fikirleri,
neo-Naziler ve benzeri gruplar tarafından yaşatılmaya
devam etti. Bugün Avrupa'daki Türk düşmanlığının en
önde gelen temsilcileri olan sözkonusu neo-Naziler
de, yine hala Darwinizm'e dayanmaktalar.
1. Daniel Gasman. The
Scientific Origins of National Socialism, American
Elsevier Press, New York:1971. ss. xvi-xvii
2. Burns. Çağdaş Siyasal Düşünceler 1850-1950.s.446
3. L.H.Gann. "Adolf Hitler: The Complete Totalitarian".
The Intercollegiate Review, Fall 1985.s.24
4. Ben Macintyre. Forgatten Fatherland. Farrar Straus
Giroux, New York: 1992. s. 28
5. Carl Cohen (ed). Communism, Fascism and Democracy.
New York: Random House Publishing, 1967.ss.408-409
6. Paul G. Humber, "Hitler's Evolution Versus Christian
Resistance", www.icr.org/pubs/imp/imp-181.htm
7. Daniel Gasman. The Scientific Origins of National
Socialism. New York: American Elsevier Press, 1971.s.168
8. Robert E. D. Clark. Darwin: Before and After. London:
Paternoster Press, 1948.s.115
|
97.
Tercüman, 14 Ağustos 1987
|