| I. DÜNYA SAVAŞI VE KURTULUŞ SAVAŞI'NDA
İNGİLTERE'NİN ROLÜ
ngiltere'nin
Osmanlı İmparatorluğu'nu ve Türk Milleti'ni hedef alan propaganda
savaşı, I. Dünya Savaşı ve Milli Mücadele yıllarında da ısrarla
sürdü. Osmanlı topraklarını Fransa ile paylaşmaya girişen
İngiliz yönetimi, bu istilasını meşru gibi gösterebilmek için
40 yıldır sürdürdüğü "barbar Türkler" masalını daha da güçlendirerek
devam ettirdi.
Woodrow Wilson |
İngiltere'nin başını çektiği İtilaf Devletleri tarafından
1917 yılında yayınlanan bir bildiride, Dünya Savaşı'nın amacının
Avrupa uygarlığına yabancı görülen Osmanlı İmparatorluğu'nun
Avrupa dışına atılması olduğu açıkça belirtildi. Müttefikler
ABD başkanı Wilson'un isteği üzerine 10 Ocak 1917'de açıkladıkları
savaş amaçlarında, "uygar dünya bilmelidir ki, Müttefiklerin
savaş amaçları herşeyden önce ve zorunlu olarak... Avrupa
uygarlığına kesinlikle yabancı olan Osmanlı İmparatorluğu'nun
Avrupa dışına atılmasını içerir" diyorlardı.35
Yine savaş yıllarında İngiliz savaş bakanı olan Lord Kitchener
"Türkiye'yi mahvedinceye kadar savaşa devam edeceğiz" diyordu.36
Dönemin İngiliz başbakanı Lloyd George da savaş sırasında
verdiği memorandumda şöyle yazmıştı:
Arapça konuşan her yer Osmanlı İmparatorluğu'ndan alınmalı
ve manda haline getirilmelidir. Türkler Anadolu'nun büyük
bir kısmına sahip olacaklar, fakat Avrupa'da hiçbir toprak
sahibi olamayacaklardır. Türklere boğazlarda ve denizlerde
hiçbir yer verilmeyecektir.37
|
|
Lord Kitchener
|
Lloyd George
|
Türk düşmanı Lord Curzon da Türklere beslediği düşmanlığı
çok özet biçimde ifade ediyordu: "Türkler Avrupa'dan atılmalıdır."38
Aynı hedef İngiltere başbakanı Lloyd George tarafından da
şöyle ifade ediliyordu: "Türkler yüzlerce yıl Avrupa'da kaldılar
ve Avrupa'daki bütün belaların başı oldular. İstanbul Türk
değildir, Yunanlıdır. Türkler oradan atılmalıdır."39
Kazım Karabekir Paşa
|
Dünya Savaşı yıllarında ifade edilen bu İngiliz niyetleri,
savaşın sonunda ise uygulamaya kondu. Savaşın galibi olan
devletler, en ağır barış şartlarını Osmanlı üzerine empoze
ettiler. Türkleri "geri, barbar, ilkel" bir millet olarak
görmeye o kadar şartlanmışlardı ki, müzakere etmeyi bile gereksiz
buluyorlaiz ordularının komutenüz 15 Kasım 1918'de: "Sorunlar
Türkler ile tartışılmamalı; ancak onlara isteklerin yerine
getirilmesinin zorunlu olduğu söylenmelidir"40
diyordu. Hemen arkasından da: "Türkler için askerlik mesleği
tamamen kapanmıştır" diyerek, askerlerin terhis edilmesi işlemlerini
başlattı. Aynı şekilde donanmamıza da İngilizler tarafından
el konuldu. Kazım Karabekir Paşa İstiklal Harbimiz adlı kitabında
İngilizlerin ordunun terhisi sırasında sergiledikleri çirkin
tutuma da değinmiştir: "İngilizler, gelişigüzel nedenler yaratarak
Osmanlı subaylarını tahkir etmişlerdir." 41
Savaş sonrasında imzalanan Mondros Mütarekesi Osmanlı İmparatorluğu
için çok ağır şartlar içeriyordu. Mütarekenin uygulama tarzı
ise galip devletlerin Türk Milleti'ni yok etme hedeflerinin
açık bir göstergesiydi. Özellikle de 7. ve 24. maddenin hükümleri
Osmanlı açısından kabulü mümkün olmayan içerikteydi. Maddelerden
biri, gerekli görüldüğü hallerde stratejik noktaların işgalini
mümkün kılıyor, diğeri ise bir karışıklık çıktığı anda Doğu
Anadolu Bölgesi'nin işgal devletleri tarafından işgal edilebileceğini
öngörüyordu. İngilizler mütarekenin hemen ardından Musul şehrini
işgal ettiler, ki bu, anlaşma metnine uymayacaklarının önemli
bir göstergesi idi. Çünkü anlaşma metninde Musul'un işgaline
yönelik bir madde mevcut değildi ve 7. maddenin uygulanmasını
gerektirecek herhangi bir sebep de yoktu. Bundan başka İngilizler
anlaşma metnine aykırı olmasına rağmen İskenderun'u da işgal
etmek istediler. Ayrıca Mondros Mütarekesinin 11. Maddesine
göre Kars, Ardahan ve Batum Türklerde kalacağı halde İngilizler
bu eyaletlerin boşaltılmasını istediler. İngilizlerin başını
çektiği işgal güçleri filolarını İstanbul önlerine çekerek,
toplarını Dolmabahçe ve Yıldız saraylarına çevirdiler. Ardından
İngiliz işgali başladı. Meclis-i Mebusan'ı süngüyle dağıtıp,
milletvekillerini sürgüne gönderdiler.
İngiliz askerleri bu işgal sırasında üstlerinden "Türklere
yüz vermemek ve ağır biçimde cezalandırılacaklarını onlara
duyurmak", Dışişleri Bakanı Lord Balfour'dan da "Türklerin
yakınlaşma ve dostluk kurma girişimlerinden de kaçınmak" direktiflerini
almışlardı. 42
Mondros Mütarekesi Fransız heyeti başkanı Berthelot Türkler
için şöyle diyordu:
İstanbul'un işgal günü İngiliz
deniz piyadeleri Galata Köprüsünden geçerken ( 16 Mart
1920) |
... Avrupa'dan çıkarılmış olmaları, ahlaki ve tarihsel bir
bakış açısıyla hukukun zaferini temsil etmektedir. İstanbul'un
Türkler tarafından alınması Orta Çağ'ın sonunu işaretliyordu.
İstanbul'u boşaltmaları da yeni bir çağın başlangıcını gösterecektir.43
Elbette Avrupalı devletlerin bu planı başarıya ulaşamadı.
Çünkü Türk Milleti, bizzat varlığına kasteden bu düşmanlarını
onurlu bir Milli Mücadele ile püskürttü ve bağımsızlığını
korudu. Bu mücadele, emperyalist güçlerin on yıllardır ısrarla
tekrarladıkları "Türkleri Avrupa'dan atma, yok etme" planlarını
da kesin olarak suya düşürmüş oluyordu. Türk ordusunun Yunan
işgaline karşı gösterdiği başarılar üzerine düzenlenen Londra
Konferansı sırasında İngiliz Başbakanı Lloyd George Türkleri
"bir insanlık kanseri, kötü yönettikleri toprakların etine
işlemiş bir yara" olarak tanımlamış, ancak gelişmeler karşısındaki
endişesini şöyle ifade etmişti: "Bu belayı ve potansiyel dert
kaynağını Avrupa'dan def etmek gibi büyük bir fırsatı şu anda
gerçekten de kaçırıyor olabiliriz." 44
Şayet Kurtuluş Savaşı kazanılmamış ve Lozan aşamasına gelinmemiş
olsaydı başta İngiltere olmak üzere Batılı devletler, bu emperyalist
planı hiç tereddüt etmeden uygulayacaklardı. Ali Naci Karacan
bunu şöyle anlatır:
"Trakya Yunanistan'ın olacaktı; İstanbul beynelmilel (uluslararası)
olacaktı; Batı Anadolu Yunan sömürgesi olacaktı; Doğu Anadolu
Ermenistan olacaktı; Adana Fransız sömürgesi olacaktı; Antalya,
İtalyan sömürgesi olacaktı; ordumuz olmayacaktı; donanmamız
olmayacaktı; saray, büyük, küçük bütün devletlerin denetiminde
ve Orta Anadolu'da bir iki vilayet bu sarayın çiftliği hükmünde
kalacaktı. Maliyemiz, adliyemiz, nafıamız, harbiyemiz, denizciliğimiz,
kara sınırlarımız, boğazlarımız, doğrudan doğruya maarifimiz
ve bütün diğer müesseselerimiz Saray'ın esir hükümetleri vasıtasıyla
yabancı kontrolü altında bulunacaktı. Türk Milleti köle, yabancı
ve Hıristiyanlar Türk Milleti'nin efendisi olacaktı. Nüfuz
bölgeleri coğrafi birliği, milli eğitimin kontrolü milli birliği
imkansız bırakacak, yabancılara bağışlanan imtiyazlar ekonomi
ve ticarette kazanç hakkını kaldırarak büyük şehirlerde ve
sahillerde yaşayan Türkler dağıtılacak, öyle istiyorlardı
ki, ölmez Türk Milleti ölecek, bu milletin devleti sona erecek,
Akdeniz ve Marmara sularında bir daha türk bayrağı görünmeyecekti.
İstedikleri bu idi, "Sevres Antlaşması"nın anlamı budur.
O zaman bir tek erimiz, bir tek silahımız yoktu. Tek ümit
ve kuvvetimiz şu idi: Neler olduğunu hepimiz biliyoruz. Kutsal
ihtilal İzmir dağlarında Yunanlılara, Antep kapılarında Adana
istila kuvvetine, doğu sınırında Ermenistan kuvvetlerine karşı
koydu. Ermenistan'ı, Adana istilasını, Yunanistan'ı yendik.
Antalya istilası çekilip gitti. Gidenlere ne mutlu, çünkü
canlarını kurtardılar. Kalanlar ise Anadolu topraklarının
altında yatıyorlar. Bugün Batı Anadolu, Doğu Anadolu, Adana,
Trakya, Antalya, Hatay, boğazlar ve İstanbul bizimdir; ordumuz
vardır, donanmamız vardır, saray yoktur, maliyemiz, adliyemiz,
nafıamız, harbiyemiz, denizciliğimiz serbesttir. Efendiyiz.
Coğrafi birlik, milli birlik gerçekleşmiştir. Türkiye'de en
imtiyazlı insan yine Türk'tür. Büyük küçük bizimle savaşan
bütün devletler Türk Milleti'nin iradesini onaylamışlardır.
İstiklal Savaşı'nın gayesi bu idi, Lozan Antlaşması'nın anlamı
budur."45
Kısacası, İngiltere'nin başını çektiği Avrupa emperyalizmi,
Osmanlı İmparatorluğu'nu yıkarak Türk Milleti'ni ortadan kaldırmayı
hedefledi. 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın ilk çeyreğinin
dünya siyasetini belirleyen en önemli unsurlarından biri,
bu "Osmanlı'yı paylaşıp yok etme" planıydı.
O dönemde "Şark Meselesi" olarak da bilinen bu plan, öncelikle
İngiltere tarafından yürütülmüştü. İngiltere ise, önceki sayfalarda
incelediğimiz gibi, bu planı sadece askeri ve siyasi gücüyle
değil, aynı zamanda bir "propaganda savaşı" ile yürütmüştü.
Klasik sömürgeci yöntemi kullanılmıştı: Toprağı işgal edilip
kendisi köleleştirilecek olan millet, "geri, ilkel, barbar,
vahşi" gibi sıfatlarla karalanmıştı. Hatta Kolomb zamanından
beri emperyalistler tarafından dile getirilen "yarı insan"
kavramı kullanılmış ve aziz Türk Milleti için "insanlığın
insan olmayan numuneleri" denmişti.
Bir başka deyişle, Sosyal Darwinizm Osmanlı İmparatorluğu'na
ve Türk Milleti'ne karşı devreye sokulmuştu. Kendilerini çok
"medeni ve ileri" sayan Batı'nın ırkçı emperyalistleri, Sosyal
Darwinizm safsatasıyla tecavüzlerine dayanak bulmuşlar, Türk
yurdu Anadolu'yu bölüşmeye kalkma cüretini göstermişlerdi.
Çanakkale'de, Galiçya'da, Irak'ta, Kanal'da ya da Suriye'de
Türk evlatlarına kurşun sıkanların dayandıkları "felsefi"
temel, Sosyal Darwinizm'di...
Ve Sosyal Darwinizm'i özellikle Türk Milleti'ni hedef alacak
şekilde formüle eden kişi de, bizzat Charles Darwin'di...
35.
Doğan Avcıoğlu, Milli Kurtuluş Tarihi, Tekin Yayınları, 1996,
s. 34 
36. Doğan Avcıoğlu, Milli Kurtuluş Tarihi,
Tekin Yayınları, 1996, s. 33 
37. Erol Ulubelen, İngiliz Gizli Belgelerinde
Türkiye, İstanbul:Çağdaş Yayınları, Eylül 1982, s. 185 
38. Erol Ulubelen, İngiliz Gizli Belgelerinde
Türkiye, İstanbul:Çağdaş Yayınları, Eylül 1982, s. 210 
39. Erol Ulubelen, İngiliz Gizli Belgelerinde
Türkiye, İstanbul:Çağdaş Yayınları, Eylül 1982, s. 215 
40. Doğan Avcıoğlu, Milli Kurtuluş Tarihi,
Tekin Yayınları, 1996, s. 107 
41. Doğan Avcıoğlu, Milli Kurtuluş Tarihi,
Tekin Yayınları, 1996, s. 117 
42. Doğan Avcıoğlu, Milli Kurtuluş Tarihi,
Tekin Yayınları, 1996, ss. 100-101 
43. Paul C.Helmreich, Sevr Entrikaları,
Büyük Güçler, Maşalar, Gizli Anlaşmalar ve Türkiye'nin Taksimi,
Çev. Şerif Erol, 1.b., Mart 1996, s. 147 
44. Doğan Avcıoğlu, Milli Kurtuluş Tarihi,
Tekin Yayınları, 1996, ss. 35-36 
45. Ali Naci Karacan, Lozan, Milliyet Yayınları,
Tarih Dizisi 11, 2.b., Temmuz 1971
|