Evrim teorisi, felsefi kökenleri Eski Yunan'a
kadar uzanmasına karşın, bilim dünyasının gündemine 19.
yüzyılda girdi. Önce Fransız biyolog Lamarck, Zoological
Philosophy adlı kitabında canlı türlerinin birbirlerinden
evrimleştikleri varsayımını ortaya attı. Lamarck, canlıların
yaşamları sırasında kazandıkları değişimleri sonraki nesillere
aktardıklarını öne sürmüştü. Ünlü zürafalar örneğinde, bu
canlıların eskiden çok daha kısa boyunlu olduklarını, ancak
yüksek ağaçlara ulaşmak için çabalarken nesilden nesile
boyunlarının uzadığını iddia etmişti.
Lamarck'ın
"kazanılmış özelliklerin aktarılması" olarak bilinen bu
evrim modeli, kalıtım kanunlarının keşfedilmesi ile birlikte
geçerliliğini yitirdi. 20. yüzyılın ortalarında DNA'nın
keşfiyle birlikte, canlıların hücrelerinin çekirdeğine kodlanmış
çok özel bir genetik bilgiye sahip oldukları ve bu genetik
bilginin, "kazanılmış özellikler"tarafından değiştirilemeyeceği
ortaya çıktı. Yani bir canlı ağaçlara uzanabilmek için yaşamı
boyunca çabalayıp boynunu bir kaç santim uzatsa bile, doğurduğu
yavrular yine o türe ait standart boyun ölçüleri ile doğacaklardı.
Kısacası Lamarck'ın evrim teorisi, bilimsel bulgular tarafından
yalanlandı ve yanlış bir varsayım olarak tarihin derinliklerine
gömüldü.
Ancak Lamarck'tan birkaç nesil sonra yaşamış
olan bir başka doğabilimcinin evrim teorisi, daha uzun ömürlü
oldu. Söz konusu doğabilimci Charles Robert Darwin,
teorisinin ismi ise "Darwinizm"dir.