2. YÖNTEM:
EVRİM TEORİSİNE İNANANLARI SAYGIN
BİRER BİLİM ADAMI, İNANMAYANLARI İSE TUTUCU İNSANLAR GİBİ
GÖSTERİRLER
arwinizm'i
savunanların kullandıkları bir başka yöntem de kendilerini
son derece geniş bir bilgi birikimine sahip, çok zeki, akıllı,
modern ve çağdaş kişiler olarak tanıtıp, Yaratılışa inananları
ise gerici, bağnaz ve tutucu kişiler olarak göstermeleridir.
Bu mantığa evrimci yayın organlarında ve kitaplarda çok
sık rastlamak mümkündür.
Evrim teorisinin artık herkes tarafından kabul edilen bilimsel bir
gerçek, kanıtlanmış bir kanun olduğu ve buna benzer birçok
ifade, hiçbir somut delil gösterilmeden her ortamda tekrarlanır.
Hal böyleyken evrimi reddetmek ise söz konusu çevreler tarafından,
reddedenleri küçük düşüren, bilgisizliklerini gösteren bir
davranış olarak lanse edilir. Henry Morris evrimcilerin
Yaratılışı savunan saygın bilim adamlarına bakış açılarını
şu şekilde ifade eder:
Çoğu modern psikolog ve filozof evrime o kadar sadıklar
ki, Yaratılışı savunmayı zihinsel bir bozukluk olarak kabul
ediyorlar. Herhangi bir dini inanış şekli birçok evrimci
tarafından sağlıksızlık ve insanların geliştiklerini iddia
ettikleri hayvan topluluklarındaki sosyolojik baskıların
bir izi olarak görülüyor.41
Bu ifadelerde de açıklandığı gibi, kendi teorilerini bilimsel
bir havada insanlara sunan evrimciler, Yaratılış Gerçeğini
gözler önüne seren bilim adamlarını dogmatik olmakla suçlarlar.
Oysa bu noktada kendileri tam anlamıyla dogmatik bir tutum
sergilerler. Yaratılışı savunan bilim adamlarının gözler
önüne serdikleri tüm bilimsel gerçekleri, yaratılış delillerini
görmezlikten gelirler. Teorilerine olan körü körüne bağlılıkları
nedeniyle karşılarındaki kişilerin sundukları somut delillerle
hiç ilgilenmez, her ne olursa olsun evrim fikrini savunmaya
çalışırlar.
Bu konuda evrimcilerin kendi ifadelerinden bir örnek
verebiliriz. Ünlü evrimcilerden Robert Shapiro, Origins:
Skeptic's Guide to Creation of Life on Earth (Kökenler:
Bir Şüphecinin Dünyada Hayatın Yaratılışı ile İlgili Kılavuzu)
isimli kitabında, evrim teorisine olan dogmatik bağlılığını
şöyle ifade etmiştir:
Gelecekte bir gün bütün mantıklı kimyasal deneyler hayatın
muhtemel kökeninin tamamıyla hatalı olduğunu gösterebilir.
Dahası, yeni jeolojik kanıtlar dünya üzerinde ani bir hayat
oluşumunu gösterebilir. Son olarak tüm kainatı keşfedip
başka bir yerde bir hayat izine veya hayata neden olabilecek
bir sürece rastlamayabiliriz. Böyle bir durumda birtakım
bilim adamları cevap için dine başvurabilirler. Ancak benim
de dahil olduğum diğerleri, elde olan daha az muhtemel bilimsel
açıklamaları, kalanlardan daha mümkün olan bir tanesini
seçebilmek amacıyla ayıklamaya çalışacaklardır.42
Shapiro'nun yukarıdaki sözleriyle ne demek istediği son
derece açıktır. Gerek Shapiro'nun gerekse onun gibi birçok
evrimcinin, Darwinizm'e adeta büyülenmişçesine bir bağlılık
içinde olması, onları inkara sürüklemektedir. Aslında bu
ifadelerle kastedilen, "Her ne delil görürsek görelim, Yaratılışa
inanmayız" mantığıdır. Ancak şunu belirtmek gerekir
ki, bu mantık yalnızca günümüz evrimcilerine ait değildir.
Geçmişte de aynı dogmatik yaklaşıma sahip insanlar olmuştur.
Allah, kendilerini inkar için şartlandırmış olan bu gibi
insanlar hakkında Kuran'da önemli bilgiler verir. Örneğin,
kendilerine gösterdiği pek çok mucize karşısında Hz. Musa'ya
"...Bizi büyülemek için mucize (ayet) olarak her ne getirirsen
getir, yine de biz sana inanacak değiliz..." (Araf Suresi,
132) diyen kişiler de aslında aynı bakış açısına
sahiplerdi.
Bu insanlar Hz. Musa'yı, kendilerini büyülemek istemekle
suçluyorlardı ama aslında kendileri inkarcı bir büyünün
etkisindeydiler ve bunun farkında değillerdi. Günümüzde
de aynı mantığı taşıyan insanlar inkarı kendine temel edinmiş
Darwinist büyünün etkisindedirler ama kendi durumlarını
fark edemeyecek kadar aciz bir durumdadırlar. İşte bu yüzden
Yaratılışı savunan insanları -geçmişteki inkarcılar gibi-
dogmatik olmakla suçlamaktadırlar.
"ÇOĞUNLUK" YANILGISI
Yukarıda anlattıklarımızın yanısıra evrimciler, insanların
çoğunluğunun evrime inandıkları ve hayatın kökeninde evrimin
rol oynadığını savundukları iddiasıyla ortaya çıkarlar.
Çevrelerindeki insanlara daima çoğunluk oldukları ve çoğunluğun
da her zaman doğru olanı seçeceği yönünde telkinlerde bulunurlar.
"Herkes evrime inanıyor, sen neden inanmıyorsun?" gibi sözlerle
insanlar üzerinde psikolojik baskı uygulamaya çalışırlar.
Evrimcilerin bu konudaki telkin yöntemleri ve bu yöntemin
yanlışlığı, Türkiye'deki evrimci bir düşünür tarafından
da kabul edilmiştir. Boğaziçi Üniversitesi'nden Felsefe
Profesörü Arda Denkel, evrimcilerin sürekli olarak "Evrimi
bu kadar insan kabul ediyor, dolayısıyla teori elbette doğrudur"
diye telkin yaptıklarını, ama bunun bilimsel olarak bir
şey ifade etmediğini Cumhuriyet gazetesinin Bilim ve Teknik
adlı ekinde yayınlanan bir makalesinde şöyle anlatmaktadır:
Evrim kuramını, cok sayıdaki saygın kişinin, kuruluşun
evrimciliği benimsemiş olması mı kanıtlayacak? Yoksa mahkeme
kararlarıyla mı doğru kılınacak bu kuram?... "Ülkemizde
de Evrim Kuramı, bütün önde gelen bilim insanları, TUBA
ve TUBİTAK başkanları, rektörler ve dekanlar tarafından
desteklenmektedir". Böylesine saygın kişiliklerin desteği
tabii ki çok iyidir. Ancak doğruluğu sağlayan şey, saygın
ve yetke sahibi kişilerce doğru bulunmak mıdır acaba? Bir
tarihsel olguyu anımsatmak isterim. Galileo Galilei, döneminin
bütün saygın kişilerine, hukukçularına ve özellikle de bilim
adamlarına karşı (neyse ki onlar arasında kadınlar yoktu
ve yapılan hatalara kadınlar karışmadılar!) tek başına karşı
çıkıp doğru olanı söylüyor ve savunmuyor muydu? Engizisyon
mahkemelerinin öbür eylemleri de, ortaya buna benzer görünümler
koymamış mıydı? Toplumda saygın ve basat olan çevreleri
arkasına almak, ne doğruluk yaratan, ne de bilimsellikle
doğrudan ilgili olan bir şeydir. 43
Arda Denkel ayrıca Türkiye'deki evrimcilerin üstteki telkinlere
başvurmalarına rağmen Darwinizm adına somut bir bilimsel
delil ortaya koyamadıklarını, buna karşılık Türkiye'de Darwinizm'i
eleştiren en etkin kuruluş olan Bilim Araştırma Vakfı'nın
son derece somut bilimsel deliller gösterdiğini belirterek
şöyle yazmıştır:
Bilim insanları grubu (evrimciler), yukarıda eleştirdiğim
türden "gerekçeleri" vurgularken, "Ayrıca", diye ekleyiveriyorlar,
"dünyadaki birçok bilim insanı ve kuruluşu, Yaratılışçıların
safsatalarını çürüten binlerce makale ve kitap yayımlamışlardır".
Tepeden inme biçimde söylenen bu sözlerle ciddi bir sonuç
alınabilir mi? Oysa kanımca işin kalbi tam da burada atıyor.
Bilimsel tutum, öne sürülen şeyi göstermek ya da o "binlerce
makale ve kitaptan" en az birkaç argümanı, veriyi, okurun
gözü önüne serip anlatmak ya da özetlemek olurdu. Bilim
insanları grubu böyle yapmıyor. Buna karşılık Bilim Araştırma
Vakfı yazarları, dağıttıkları bildirilerde kendi acılarından
sürekli olarak eleştirel gerekçeler ortaya koymaktalar.
Grup üyelerinin manifesto yayımlamakla bilimsellik açısından
B.A.V.'cıların gerisine düştüklerini söyleyenler çıksaydı,
böyle bir şeyi nasıl yadsıyabilirdim, bilmiyorum... Konuya
hakim kimi bilimciler B.A.V. yazarlarınca ileri sürülen
gerekçeleri bir bir çürütmedikçe ve bu kimselere karşı bilimsel
yanıtlar vermedikçe, öyle otoritelere başvurmak ya da Vatan-millet-
sakarya edebiyatıyla bu konuda bir sonuç alınabileceğini
ummak, tam tamına hayal görmektir. 44
Evrim teorisine inanan ve bu teoriyi savunan bir
bilim adamı olan Prof. Arda Denkel'in yazdığı bu satırlar,
Darwinistlerin sadece içi boş propaganda telkinlerine dayandıklarının,
Darwinizm'in geçersizliğini ortaya koyan delillere karşı
ise hiçbir bilimsel cevap veremediklerinin bir itirafı niteliğindedir.
Evrimcilerin en büyük dayanağı, "Darwinizm tüm bilim dünyası
tarafından kabul ediliyor" şeklindeki basma kalıp telkinlerdir.
Kaldı ki bugün evrim teorisi "tüm bilim dünyası tarafından
kabul edilen bir teori" değildir. Bilime objektif bir bakış
açısıyla yaklaşan insanlar, özellikle son 20-30 senedir
evrim teorisini reddeden sayısız bilim adamının görüşlerini
de göz önünde bulundurmak zorundadırlar. Bunları görmezlikten
gelmeye çalışmak, objektiflikten uzaklaşmak olur. Bugün
–geçmişte olduğu gibi- dünya üzerinde Yaratılış Gerçeğini
görerek evrimci büyüden kurtulan pek çok bilim adamı ve
bu kişilerin evrimin geçersizliğini ortaya koyan sayısız
çalışması vardır. Bu insanlar ne felsefeci, ne de din adamıdır.
Hepsi Amerika, İngiltere, İsrail, Avustralya gibi ülkelerden
biyoloji, biyokimya, mikrobiyoloji, anatomi, paleontoloji
gibi bilim dallarında uzman, yıllarını bu konuya sarf etmiş,
kariyer sahibi akademisyenlerdir (Ayrıntılı bilgi için bkz.
Kuran Bilime Yol Gösterir, Harun Yahya). Evrimi savunanlar
bilim dünyasının geneli değil, yalnızca bazı bilim adamlarıdır.
Ayrıca şunu da belirtmek gerekir: Çoğunluğu oluşturmanın
da herhangi bir değeri yoktur. Ve evrimcilerin "çoğunluk
telkini" yalnızca onlara has bir tutum değildir. Tarih boyunca
Allah'ın üstün yaratışını inkar etmek isteyen pek çok insan
"çoğunluğu" temsil ettiği için haklı olduğunu savunmuştur.
"Bak, herkes dini inkar ediyor, bu kadar çok insan yanılıyor
mu?" gibi telkinlerle insanları Allah'ın çağırdığı yoldan
çevirmeye çalışmıştır. Allah, bu tür insanlara karşı iman
eden kullarını uyarmakta ve çoğunluğa uymanın yalnızca zarara
sürükleyeceğine şöyle dikkat çekmektedir:
Yeryüzünde olanların çoğunluğuna
uyacak olursan, seni Allah'ın yolundan şaşırtıp-saptırırlar.
Onlar ancak zanna uyarlar ve onlar ancak 'zan ve tahminle
yalan söylerler.' (En'am Suresi, 116)
Allah başka ayetlerinde ise, geçmişte de birçok kavmin
kendilerine gelen uyarıları göz ardı ettiğini, çoğunlukta
olduklarını iddia ettiğini, ancak bu çokluğun bir değeri
olmadığını haber vermiştir. Kurtuluş bulanların ise, iman
edenler olduğunu söylemiştir:
Biz hangi ülkeye bir uyarıcı gönderdikse,
mutlaka oranın 'refah içinde şımaran önde gelenleri': "Gerçekten
biz, sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyi tanımıyoruz"
demişlerdir. Ve: "Biz mallar ve evlatlar bakımından daha
çoğunluktayız ve bir azaba uğratılacak da değiliz" de demişlerdir.
De ki: "Şüphesiz benim Rabbim rızkı dilediğine genişletir-yayar
ve kısar da. Ancak insanların çoğu bilmiyorlar." Bizim katımızda
sizi (bize) yaklaştıracak olan ne mallarınız, ne de evlatlarınızdır;
ancak iman edip salih amellerde bulunanlar başka. İşte onlar;
onlar için yaptıklarına karşılık olmak üzere kat kat mükafaat
vardır ve onlar yüksek köşklerinde güven içindedirler. (Sebe
Suresi, 34-37)